eşcinsel temalı filmler  

kapan!

 << >>

  1. çift cinsiyetli temaya sahip olabileceğini düşündüren filmlerdir.

    (bkz: eşcinsel tema)
    (karafilm 05/02/2011 19:32 ~ 06/02/2011 00:39)
  2. (bkz: Mysterious Skin )
    (poulain 13/02/2011 01:45)
  3. (bkz: room in rome)
    (oratoryo sakini 19/03/2011 18:43)
  4. (bkz: better than chocolate)
    (needle in the hay 20/03/2011 12:24)
  5. (bkz: Gespenster)
    (poulain 04/04/2011 19:33)
  6. (bkz: kiss of the spider woman)
    (sentetikins 04/04/2011 21:31)
  7. (bkz: prayers for bobby )
    (girderank 07/05/2011 18:18)
  8. (bkz: a single man)
    (serkeş 07/05/2011 20:19)
  9. Benim okul projesi olarak çektiğim kısa filmi unutmayalım.. "G.A.Y." Güler misin Ağlar mısın Yaşama...
    (veyselgazi 07/05/2011 20:49)
  10. 1980'lerden sonra feminist akımların izinden giden ve onların açtığı kuramsal bağlamda farklı soru ve sorunsallarla güçlenen gey ve lezbiyen araştırmacıların, queer kuramcıların gerek tartışmak, gerek çalışmak, gerekse kuramlarını örneklendirmek için sinemaya yönelmeleri şaşırtıcı değildi.

    sinema edebiyattan resme, şiirden müziğe sanat dallarının kesiştiği tek modern sanat sayılıyordu, büyük bir endüstriydi; yeni hikayeler, mitler, imajlar sağlıyor, eskilerini yeniden kullanıma sokuyor, gündelik hayatın dilini, toplumsal yaşamın hafızasını oluşturuyordu.

    eşcinsellik sinema tarihinde, üstü kapalı ya da açık, önemli bir yer tutar, bir kimlik olarak sinema kadar moderndir. ortaya çıkması modernleşme süreciyle başlar, özellikle kapitalistleşme, üretimin ve cinselliğin aile kurumunun tekelinden kopması ve iktidar ilişkilerinin toplumsal ve tarihsel bağlamda incelenebilir olmasıyla mümkün olur.
    bu kimliğin kimi zaman bir red kimi zaman bir gizlenme olarak oluşmasında sinemanın sağladığı materyal incelenmeye değer.

    sinemanın ilk yıllarında, eşcinsel (stereo)tipler çoğu zaman aynıydı, gülünçtü, hastaydı, korkutucuydu. geyler süslü püslü, kırılgan ve aşırı nazikti ya da psikopat, lezbiyenler erkekliğe özenen sert kızlardı ya da vampir... holywood tarihinde üstü örtülü ya da kodlanmış eşcinselliği anlatan celluloid closet'in (1981) yazarı vito russo'nun deyimiyle fotoğraf ve sinema sayesinde eşcinsellik "görünürlük" kazanmıştı.

    eşcinseller, 19. yüzyıl viktoryen dönem fotoğraflarında, özellikle wilhelm von gloeden'in eserlerindeki gibi, belirli keskin kategorilerle ephebe ve he-man'ler- sunuluyordu ve bu keskin ayrılıklar sinemadaki eşcinsel temsillerinde de yer alıyordu. eşcinsel tiplemeleri bir yandan önyargıları güçlendiriyor, groteskleştirdikleriyle sınırların altını çiziyor, düzeni koruyor, eşcinselleri de ya bir redde ve kendinden nefrete ya da kendini, sorunlarını diğerlerinden çok farklıymış gibi görmeye itiyordu.

    yine de yok değillerdi, kötü de olsa temsiliyetleri vardı ama eşcinsel karakterler özdeşleşilemeyecek kadar karikatürleştirilmiş olduğu için, eşcinsel seyirciler uzun yıllar heteroseksüel kurgulanmış ilişkilerin, karakterlerin eşcinsel yönünü tahayyül ettiler. marlene dietrich'in erkek kıyafeti giymesi bir işaretti (morocco, 1930, us), richardbarthelmess ve cary grant bakışmaları ise duygusal bir ilişki (only angels have wings, 1939, us)...

    özellikle, 2. dünya savaşı'nın sonrasında, eşcinsel temalı ve/veya eşcinselliğini gizlemeyen yönetmenlerin çektiği filmlerle ekranda "yaşayan" eşcinseller görülmeye, böylece eşcinseller özdeşleşebilecekleri karakterlerin hikayelerini izlemeye başladı. özellikle 1980 sonrası eşcinsel hareketin güçlenmesi ve de eşcinsellerin kapitalizm tarafından bir hedef kitle belirlenmesiyle festivallerin "gökkuşağı" kuşakları oluştu, eşcinsel temalı filmlerin gösterildiği festivaller düzenlenmeye başlandı.

    günümüzde, eşcinsel kültür özellikle yayın aracılığıyla 70'lerin başına nazaran, niceliksel olarak önemli bir sıçrayış gerçekleştirdi. kendi olanakların yaratarak ve vurgulayarak daha derin bir düzlemde kolektif eşcinsel kimliğin ortaya çıkışın kaçınılmaz kıldı. bununla birlikte, zaman içinde, eşcinsel toplumun öncelikleri de değişiklik göstermeye başladı.

    örneğin, eşcinsel kimlik açısından, artık eşcinsel pornografinin oluşturulması ve eğlencelik olarak sunabilmesi ile ilgili bir mücadele başat bir öneme sahip değil.
    artık, bugün, 1971'de boys in the sand (kumdaki erkekler) filminin yapmış olduğu devrimci etkinin bir benzeri daha mümkün değil. pornografi de artık geçmiş yılların yasak meyvesi olmaktan çıkmış durumda. jeff stryker gibi ünlü porno yıldızları ayn tarz çalışmaları sürdürmek isteseler de, bunların artık 70'lerdeki gibi mal ve statü değeri yok.

    bugün eşcinsel film izleyicileri de erken dönemlerin baskısından kurtulmuş durumda. eski ve seçkin eşcinsel sineması daha sevgiye dayalı nostaljik bir motivasyona yolaçıyor, fakat bu, saf ve kendiliğinden bir sonuç değil. bu etkiler farklı ve çatışmalı güçler tarafından yönlendiriliyor. basit ve yanımızdan geçip gitmiş bir dönemin parasal, fikirsel ve görsel ürünleri, dönemin çarpışan önyargıların, ince veya açıktan ayrımların içten içe yansıtıyor.

    bu konuya ilişkin görüşler 1994 haziran'ında bir seattle gazetesinde yayınlanan bir metinde bir araya getirildi. metin, the meatrack filminin pike street cinema'da tekrar gösterimi vesilesiyle yazılmıştı.
    "1950'lerin ve 60'ların eşcinsel porno romanlarının zengin bir koleksiyonuna sahibim. pretty man (güzel adam), the gay trap (eşcinsel tuzağı), mr queen ve savage stud (vahşi damızlık) bunlardan bazıları." diye yazıyor dan savage ve ekliyor:

    "bu kitaplar homofobik klişelerle dolu. kendinden nefret eden eşcinseller, ölümcül haplar kullanan eşcinseller, hissizleşmiş fahişeler… ve ben bu kitapları kesinlikle seviyorum. gecenin bir vaktinde, içlerinden birini alıp elime, köşeme kıvrılıyorum ve eşcinsel atalarımın dünyalarına taşındığımı hissediyorum.
    birkaç saatliğine, minnettar bir alçakgönüllülükle yanımızdan geçip gitmiş olan o dönemlere, baskı ortamlarına, kendinden nefret edişin ve çok çok kötü bir erkek olmanın verdiği duygular dünyasında yaşıyorum. the meatrack 1968'de san francisco'da çekildi ve o filmle ekrana taşınan, benim en kirli, kendinden nefret eden romanlarımdan biriydi."

    eşcinsel film tarihinin değerli pek çok bilgisi büyük emeklerle neredeyse tarihi kazıyarak açığa çıkarıldı ve insanlara sunuldu. 1992'de san francisco gay ve lezbiyen film festivali barry knight'in 1970 başlarında yaptığı filmlerden oluşan "bulunduğumuz yol" başlığı altında ilgi çekici bir dizi retropektif sundu. festival, amg'nin güreş üzerine olan kısa filmlerinin de retrospektifini üstlendi.
    gene, fred halsted'in sex garage, 1972 (seks garajı), l.a. plays itself, 1972 (l.a. kendini oynuyor) ve sekstool, 1975 (seks aracı) adlı, yakın döneme ait, provakatif, 35 mm'ye çekilmiş filmleri de festival kapsamındaydı. gösterim, yavaş yavaş nitelik değiştirmeye başladı ve bir geceliğine, castro sinema salonu'nda, 70'lerin porno evlerinin gösterişli, yasasız, ürkütücü kaba hali yaşandı.

    bitmiş bir araştırma sayılamayan -çünkü kısıtlı finansın, gizli ve özensiz olmak zorunda kalan çekimlerin, el altından dağıtımın sınırlılığının dünyasında araştırma yapmak zor- eşcinsel sinema, elbette tüm zamanları aşacak "büyük sanat" kategorisine erişemezdi. bu nedenle, daha çok bir dönem tanıklığı niyetiyle, her eserin tarihi özenle kaydedildi.
    eğer bugün bu filmler yaygın bir seyirci kitlesi tarafından bir nostalji duygusuyla izleniyorsa bu izleyici açısından bir zihin karmaşasına ve şöyle bir soruya da yol açabilir: peki ama, özellikle de kısmen underground filmler hakkında kopmuş olan tüm bu yaygara, itiraz niyeydi?

    modern ve özgür izleyiciler bugün kenneth anger'in fireworks (havai fişekler) adlı filmini saygın statüsü ve ilk artistik film olması dolayısıyla, eşcinsel özgürleşmede bir kilometre taşı olarak görüyorlar. aynı zamanın çağdaş izleyicileri scorpio rising ve flaming creatures (ateşli yaratıklar) filmlerini saf ve idrak olunabilir bulurken daha sonraki pop-rock kampın faaliyetlerini de o zamanlar bu filmleri skandala dönüştüren başka başka faktörlerin unutulmaması gerektiği üzerinden değerlendiriyorlar.

    günümüze baktığımızda artık pek çok engelin aşılmış olduğunu farkedebiliyoruz. film yapımcıları, tür filmleri içine belli derecelerde ve kategorilerde girebilen, yaratıcı filmler ortaya koyabilmiş ve bu filmleri daha da özgürleştirebilmiştir.
    artık, eşcinsel film yapımcıları eşcinsel özgürleşme mücadelesinin otomatik olarak varsayılmış askerleri olma yükünden bağımsızlaşmıştır. bu yapımcılardan başka eşcinsel temalı filmlerde oynamış yaratıcı, apolitik olan kimi oyuncular daha çeşitli ve geniş bir izleyici kitlesine ulaşan filmlerde de kendilerini gösterir olmuşlardır.

    bu yeni özgürleşme süreci, greg wild, ela toyana, bruce la bruce, gregg araki, pedro almodovar ve barbara heller gibi bazı eşcinsel yönetmenleri ve faaliyet alanlarını da önemli kılıyor. bu yönetmenler anlatı öznelerini daha geniş ve çeşitli düzenlemeler içine sokmuş, oralarda daha zenginleştirebilmiştir ve çabaları yeni anlatım biçimlerinin oluşumuna yol açmıştır. ve artık, "eşcinsel film"in kendi içindeki türsel tarifi gittikçe zorlaşıyor, karmaşıklaşıyor -bu iyi bir işaret...

    yazar, derleyici ve dağıtımcı olan jack stevenson, danimarka'da, ebeltaft'ta, yani hollywood'un, underground'un ve sömürgeci hayatın uzağında, the european film college adlı bir okulda film dersleri veriyor.

    * stag / smokers films: yeraltında, basık, dumanlı ortamda, grup halinde izlenen kısa süreli filmler.

    jack stevenson, film quarterly, 1997


    (paradiso 08/05/2011 02:09)
  11. Genç yetenek Xavier Dolan'ın hem başrolünde oynadığı hem de yönetmenliğini yaptığı izlemeye değer bir film: Les Amour Imaginaires.
    (marvey 08/05/2011 03:19)
  12. insanların (izleyicilerin veya eleştirmenlerin) filmleri "eşcinsel temalı" olarak sınıflandırabilmeleri bana inanılmaz derecede ayrımcı ve ötekileştirmeci geliyor. bir çeşit ırkçılık gibi. peki, bunun karşıtı nedir? "heteroseksüel temalı" filmler mi? ne saçma! porno sektörü dışında -ki orada da doğru hedef kitleye hitap etme ve satış amacı güdülüyor- filmdeki karakterlerin -olmadı yönetmenin- cinsel yönelimine göre bir filmi tanımlamak herhalde sadece bu topraklara mahsus.

    "eşcinsel temalı" film yoktur, "heteroseksüel temalı" film olmadığı gibi. en fazla, filmin içindeki karakterlerin biri veya hepsi eşcinsel yönelimlidir, hepsi bu.
    (goddess artemis 11/05/2011 21:05)
  13. bu başlığın kapsamına giren ve bugüne dek izlediklerimden hatırladıklarım...

    (bkz: 46 okunen no koi)
    (bkz: A home at the end of the world)
    (bkz: A single man)
    (bkz: And the band played on)
    (bkz: Angels in america)
    (bkz: Beautiful boxer )
    (bkz: Before night falls)
    (bkz: Boat trip )
    (bkz: Boys don't cry)
    (bkz: Brokeback mountain)
    (bkz: cachorro)
    (bkz: c.r.a.z.y.)
    (bkz: crash )
    (bkz: Cruising)
    (bkz: Death in venice)
    (bkz: Dönersen ıslık çal)
    (bkz: Edmond)
    (bkz: Far from heaven )
    (bkz: Fucking amal)
    (bkz: Gece melek ve bizim çocuklar)
    (bkz: Gerry)
    (bkz: Gia )
    (bkz: Gohatto)
    (bkz: Gray matters)
    (bkz: Hable con ella)
    (bkz: Hamam )
    (bkz: Kiss of the spider woman)
    (bkz: Longtime companion)
    (bkz: Love and death on long island)
    (bkz: La mala educacion)
    (bkz: La ley del deseo)
    (bkz: Lost and delirious )
    (bkz: Mambo italiano )
    (bkz: Midnight in the garden of good and evil)
    (bkz: Milk)
    (bkz: My beautiful laundrette)
    (bkz: My own private idaho)
    (bkz: orlando)
    (bkz: Otto or up with the dead people)
    (bkz: Persona)
    (bkz: Philadelphia)
    (bkz: priscilla the queen of desert)
    (bkz: stage beauty)
    (bkz: todo sobre mi madre)
    (bkz: Transamerica)
    (bkz: The 24th day)
    (bkz: The birdcage)
    (bkz: the broken hearts club)
    (bkz: the celluloid closet )
    (bkz: the deep end)
    (bkz: the history boys)
    (bkz: The next best thing)
    (bkz: the object of my affection)
    (bkz: vampyros lesbos)

    aslında bu filmlerin çoğunu normal seyir şartlarında izlemişizdir. Demek istediğim filmleri belki de böylesi kategorize etmemek gerek; en nihayetinde, sinema bu...

    (paradiso 18/06/2011 01:45 ~ 19/06/2011 01:13)
  14. bu listededekiler de eşcinsel kültüre direkt veya dolaylı referanslar gönderen, altmetinlerinde eşcinsel göndermelere yer verilen - eşcinsel altmetinlerle desteklenen, veya içinde mutlaka böyle bir karakterin olduğu, veya iki eşcinsel karakter üzerinden hikayesini anlatan, bugüne dek izlediklerimden adını hatırladığım filmler...

    (bkz: 54)
    (bkz: 8 femmes)
    (bkz: Alexander)
    (bkz: All that jazz )
    (bkz: american gigolo)
    (bkz: american beauty)
    (bkz: american friend)
    (bkz: as good as it gets)
    (bkz: auto focus)
    (bkz: Basic instinct)
    (bkz: being john malkovich)
    (bkz: ben hur)
    (bkz: billy elliot)
    (bkz: birdy)
    (bkz: boogie nights)
    (bkz: bound)
    (bkz: butch cassidy and the sundance kid)
    (bkz: candy)
    (bkz: cat on a hot tin roof)
    (bkz: capote)
    (bkz: chasing amy)
    (bkz: clueless)
    (bkz: cruel intentions)
    (bkz: de-lovely)
    (bkz: deathtrap)
    (bkz: dog day afternoon)
    (bkz: dumb and dumber)
    (bkz: Elephant)
    (bkz: Fame )
    (bkz: Fight club)
    (bkz: flawless)
    (bkz: four weddings and a funeral)
    (bkz: Frida)
    (bkz: Fried green tomatoes)
    (bkz: from here to eternity)
    (bkz: frozen land)
    (bkz: funny games)
    (bkz: go!)
    (bkz: happy endings)
    (bkz: Henry and june)
    (bkz: High tension)
    (bkz: in cold blood)
    (bkz: infamous)
    (bkz: interview with the vampire)
    (bkz: irreversible)
    (bkz: jfk)
    (bkz: johns)
    (bkz: Kika)
    (bkz: Kinsey)
    (bkz: last exit to brooklyn)
    (bkz: lawrence of arabia)
    (bkz: Manhattan)
    (bkz: Maurice )
    (bkz: Midnight cowboy)
    (bkz: Monster)
    (bkz: mulholland drive)
    (bkz: naked lunch)
    (bkz: orlando )
    (bkz: papillon)
    (bkz: rebel without a cause)
    (bkz: rocco e i suoi fratelli)
    (bkz: rock'n rolla)
    (bkz: rope)
    (bkz: running with scissors)
    (bkz: salo o le 120 giornate di sodoma)
    (bkz: Saturday night fever)
    (bkz: Savage grace)
    (bkz: se7en)
    (bkz: showgirls )
    (bkz: silkwood )
    (bkz: st. Elmo's fire)
    (bkz: some like it hot)
    (bkz: spartacus)
    (bkz: spun)
    (bkz: tea and symphaty)
    (bkz: Thelma and louise)
    (bkz: Thirteen)
    (bkz: The Boondock saints)
    (bkz: tillsammans)
    (bkz: top gun)
    (bkz: the big chill)
    (bkz: the cable guy)
    (bkz: the color purple)
    (bkz: The crying game)
    (bkz: the damned)
    (bkz: the day of jackal)
    (bkz: the hotel new hampshire)
    (bkz: the hunger)
    (bkz: The libertine)
    (bkz: the merchant of venice)
    (bkz: the name of the rose)
    (bkz: the opposite of sex)
    (bkz: the outsiders)
    (bkz: the rules of attraction)
    (bkz: the talented mr. Ripley)
    (bkz: una giornata particolare)
    (bkz: v for vendetta)
    (bkz: wonder boys)
    (bkz: y tu mama tambien)

    aslında bu filmlerin çoğunu normal seyir şartlarında izlemişizdir. Demek istediğim filmleri belki de böylesi kategorize etmemek gerek; en nihayetinde sinema bu...
    (paradiso 19/06/2011 01:12 ~ 19/06/2011 14:42)
  15. bir referans olarak ferzan özpetek filmleri
    (deja 19/06/2011 01:35)
  16. (bkz: Breakfast on Pluto)
    (tutawua 19/06/2011 22:37)
  17. Sinemada HIV/ASID...

    1984 'den bu yana, Hiv / Aids 120 'den fazla film için önemli bir konu oldu. Filmler, Hiv / Aids ile ilgili konulara oluşan direnç nedeniyle, Hollywood ve Amerika'daki büyük televizyon kanalları yapımlarında çok kısıtlı alırken, bağımsız ve yabancı film şirketleri ve televizyon endüstrileri pek çok önemli film ürettiler.

    İlk uzun metrajlı AIDS konulu dökümenter film, Sturt Marshall'in Bright Eyes (Act Productions, İngiltere Channel Four, 1984) dir.Bu "dökümenter" film İngiliz'lerin seks ahlakını, sekse bakış açılarını ve medyanın salgına olan duyarsızlığını konu alıyor

    AIDS üzerine ilk "konulu" film, Arthur J. Bressan'in "Jr's Buddies" (New Line Cinema, 1985) adlı filmidir.Film, Robert adlı AIDS'li bir gay ile, onun en yakını olmak isteyen David'in hikayesini anlatır.

    Amerikan televizyonu için yapılmış ilk film John Erman`in An Early Frost –Erken Kırağı (NBC, 1985), ana karakteri AIDS'li gay bir avukat olan bu televizyon filminde, homoseksüelite konu olarak çok az işlenmiştir, onun yerine film Amerikan ailesinin herhangi bir kriz karşısında, buna AIDS'de dahil, nasıl güçlü olduğu, olabileceği mesajı üzerinde durmuştur. Daha sonra, kurgu ve gerçek hayat temalı televizyon filmleri (Liberace, Ryan White ve Roy Cohn gibi) yayınlanmıştır.

    Erken dönemde yapılmış önemli filmlerden birisi de Deborah Reinisch'in Andre's Mother (Andre'nin annesi), Terrence McNally'nin bir sahnelik kısa tiyatro oyunundan uyarlanan filmdir.Bu film de AIDS'ten ölen gay Andre'nin cenaze töreninde karşı karşıya gelen Andre'nin annesi ve Andre'nin sevgilisi arasındaki çatışma konu alınıyor.

    Önemli bir diger film ise Gavin Millar'in Tidy Endings'i. Filmin konusu, tiyatro yazarı ve oyuncu Harvey Fierstein's Safe Sex (Güvenli seks) adlı sahne üçlemesinin son bölümünden alınmıştır. AIDS'ten ölen Gay bir adamın cenazesinde karısıyla, gay sevgilisinin karşı karşıya gelmesini anlatır.

    Roger Spottiswoode`un HBO kanalı için, Randy Shilts'in And the Band Played On (Ve Orkestra durmadan çalıyordu) adlı kitabından uyarladığı, bol yıldızlı ama oldukça etkileyici filmi, Amerikan televizyonu için yapılmış en çok tartışma yaratan filmdir.
    Aslında filmin küçük seriler halinde NBC kanalı için yapılmasına niyetlenilmişti. fakat AIDS salgının ilk temalı ilk günlerindeki önemli politik ve medikal figürleri konu alan filmin , çok fazla tartışma yaratmasından çekinildiği için NBC, CBS ve ABC kanalları reddetti.
    Aslında HBO'da gösterilen film, senaryonun 20 den fazla değiştirildiği ve dört yönetmenin elinden çıkma halidir. Randy Shilts'in kitabında yazdığı pek çok şey ise film de yer almamıştır.

    AIDS konulu filmleri sunma konusunda İngiliz televizyonu, Amerikan televizyonuna göre daha cesur davrandı. Dört İngiliz yapımı televizyon filmi HIV ve AIDS ile ilgili karışık sorunları yansıtmakta daha az tereddüt etti. Intimate Contact –Yakin Temas (Central Television, 1987) and Sweet As You Are (BBC2, 1988) evli ve heteroseksüel erkeklerin evlilik dışı ilişkiyle nasıl HIV kaptıklarını konu alıyor,and Closing Numbers (Channel 4, 1993) ve Nervous Energy (BBC Scotland, 1995), AIDS'li gaylerin yaşamlarını anlatıyor.

    HIV/AIDS konulu dökümenter filmler genelde birkaç farklı şablona uygunluk gösteriyorlar. Bazıları yasayanların hikayelerini, bazıları ölenleri anılaştırmayı ve bazıları da, AIDS konusundaki kamu duyarsızlığını ve buna karşı yürütülen mücadeleyi konu alıyor.

    Peter Adair'in Absolutely Positive-Tamamen Pozitif (Adair & Armstrong Productions for PBS's P.O.V. Series, 1990), aktivistlerden, sıradan Amerika'lılara, pek çok bireyin HIV pozitif'in ne anlama geldiğini tartıştıkları bir forum niteliğindedir.

    Kermit Cole'un Living Proof: HIV and the Pursuit of Happiness (First Run Features, 1993) da ayni şekilde bir film. Mark Huestis'in Sex Is (Outsider Productions, 1993) Gay'lerin AIDS'le ilgili obsesyonlarını konu alır.

    Juan Botas'nin One Foot on a Banana Peel, The Other in the Grave (Clinica Estetico/Joanne Howard Productions, 1994) New York klinikteki AIDS hastalarının gizli konuşmalarını konu alır.

    Robert Epstein and Jeffrey Friedman'in Akademi odullu Common Threads (Telling Pictures, 1989) AIDS Memorial Quilt-Anıt Yorganı 'nda anıtlasan kişilerin hikayelerini konu alır.

    John Zaritsky ve Virginia Storring'in Born in Africa(1990 ) PBS's Frontline ve AIDS Quarterly için yapılmış bir projedir,ve Uganda'lı bir pop şarkıcısının yaptığı müzikle, "AIDS herkesi etkileyebilir "mesajını vermesini ve onun eğitim çabalarını konu alır.

    Tom Joslin'in Silverlake Life: The View from Here (Silverlake Productions, 1993), belki de en dokunaklı, duygusal dökümenter filmdir ve AIDS'in, ölmekte olan iki sevgilinin hayatlarını nasıl etkilediğini anlatır.

    Kanada yapımı iki dökümenter film, David Paperny'nin The Broadcast Tapes of Dr. Peter (CBC, 1993) ve Tahani Rached'in Médecins de cœur (Doctors with Heart; National Film Board of Canada, 1993), HIV/AIDS ile ilgili hizmet verenlerin bazen kendilerinin de virüsle enfekte olduklarını ve bunun yarattığı zorlukları belgeleyen bir film.

    Nick Sheehan'in belgesel filmi No Sad Songs (Cell Productions and the AIDS Committee of Toronto, 1985), AIDS'in Toronto'daki gay toplumu üzerindeki etkilerini anlatıyor.

    Cynthia Roberts'in The Last Supper (Hryhory Yulyan Motion Pictures, 1994) filmi AIDS'li bir kişinin yaşanmışlıklara dayanarak, son yemeğini konu alıyor.

    AIDS aktivizmi,uzun zamandir dökümenter filmlerin konusu olagelmiştir. Cas Lester A Plague on You (Lesbian and Gay Media Group, 1986) adlı filminde Ingiltere'deki erken dönem AIDS bilinçlendirme kampanyalarında ki beceriksizliği eleştirir.

    David Stuart'in Family Values (Hands on Productions, 1988), San Francisco'daki Gay toplumunun çabalarını yüceltir.

    Alman yönetmen Rosa von Praunheim, iki birbirini tamamlayan dökümenter filminde Schweigen = Tod (Silence = Death) ve Positiv (Positive; both from Rosa von Praunheim Productions, 1989) ve Robyn Hutt Voices from the Front (Testing the Limits, 1990) adlı filminde New York'taki AIDS aktivistlerinin oluşturduğu topluluğu inceler.

    Tekerrür eden diğer bir tema'da, AIDS tanısı konulması temasıdır. AIDS tanısı konulması, bir ölüm fermanının çok ötesinde hayata sarılmak için bir güç kaynağı olarak sunulmaktadır.
    Bill Sherwood'un "Parting Glances" (Cinecom International, 1986)adlı filmde, ayrılan iki sevgili, AIDS'li ve iyimser bir arkadaşlarının yardımıyla yeniden biraraya gelirler.

    Norman René'nin "Longtime Companion" (American Playhouse for PBS, 1990)"adlı filminde, Gay toplumunda, kriz zamanında, sevginin ve desteğin nasıl gayleri birleştirdiği anlatılır. Filmde konu edilen 3 gay çift ve onların arkadaşları, ölüm karşısında, birbirlerinin arkasında dururlar, diğer insanların kayıtsızlıklarına rağmen.

    Gregg Araki'nin "The Living End" (Strand Releasing, 1992) adli filminde iki HIV enfekte oyuncu, kendi hayatlarında nelerin doğru olduğunu, Amerika'da nelerin yanlış olduğunu bulmak üzere bir yolculuğa çıkarlar.

    Cyril Collard'in tartismaya yol açan, otobiyografik "Les nuits fauves" (Savage Nights; Banfilm, 1993) adlı film, HIV seropozitif olmanın getirdiği sorumluluklar üzerinde durur.

    HIV/AIDS filmlerinin bircogunda odak noktası, hastalığın ya, çocuklar gibi" masum kurbanlarıdır", ya da gay erkekler gibi "daha az masum kurbanlarıdır. Dikkate değer istisnalar da, örneğin HIV ve AIDS'li kadınların ana karakterleri oluşturdukları filmler bulunmakta.

    François Magolin'in "Mensonge" (The Lie; Les Films Alains Sarde, 1993), adlı filminde, hem HIV pozitif hem de hamile bir kadının ikilemi sunuluyor. Kadın, eşinin kendisine dürüst davranmaması sonucu enfekte olmuştur.
    Mike Hoolboom'un "Valentine's Day" (Cinema Esperança International, 1994), biri HIV pozitif olan iki lezbiyenin hayatlarının incelenmesi üzerine kurulmuştur.

    Jonathan Demme'in "Philadelphia" (Tristar Films, 1993)si, Hollywood'un AIDS üzerine yaptığı ilk filmdir.
    Film basında çok fazla yer aldı ve eleştirildi. Hollywood'ta ki ve medyada ki pek çok kişi,Tom Hanks'in (Philadelphia ile en iyi oyuncu Akademi ödülünü kazandı) Philadelphia'daki rolü kabul ederek, oyunculuk kariyerini riske attığını düşündü.

    Filmde, Tom Hanks, kariyerinin tırmanışta olduğu genç ve eşcinsel bir avukatı oynuyor,fakat kariyeri, işverenlerinin onun AIDS olduğunu farketmesiyle sona eriyor. Bu durumda, avukat bu ayrımcılığı kabul etmeyerek işverenlerine karşı hukuk savaşı başlatıyor ve ancak savaşını kazandıktan sonra filmin son sahnesinde olumunu izliyoruz.
    Philadelphia en dikkate değer eleştirileri gay basınından almıştır.

    En önemlisi, eğer Philadelphia Hollywood için oncu bir film idiyse, arkasından AIDS'le ilgili önemli filmlerin yapılması gerekirdi. Bunun yerine, Hollywood `un beyazperdede AIDS'e yaklaşımı hep tek boyutlu olarak kaldı.
    Verdiği mesajlar hep aynıydı; Geçmişleri ne olursa olsun,"AIDS'li insanlar ölürler." Örneğin, Herbert Ross'un "Boys on the Side" (Warner Brothers, 1995)'adlı filminde, heteroseksüel bir kadın hastalığa yenik düşer.

    Peter Horton'un "The Cure" (Universal, 1995), adli filminde, iki genç erkek, birisi AIDS'li, hastalığın tedavisini bulabilmek için bir yolculuğa çıkarlar Fakat tabii ki başarısız olurlar ve HIV taşıyan genç olur.

    "It's My Party "(United Artists, 1996), yönetmen ve yazar Randal Kleiser'in eşcinsel sevgilisi Hary Stein'in yaşamından esinlenilmis filmde, AIDS'le yüzleşmek yerine intihar etmeyi tercih eden bir eşcinselin hikayesi anlatılmakta.

    HIV/AIDS`i ciddiye almak için çok uzun zaman bekleyen Hollywood, heryerde yapılagelen ve insanların ölmekten çok AIDS'le yaşadıkları filmleri bile yapmaya yetişemedi. Bu arada, ölüm ve ölmenin dışında çok farklı temaların işlendiği filmler Hoolywood dışında yapılmaya başlandı.
    Christopher Ashley'in "Jeffrey " (Working Man Films, 1995), Paul Ruddnick'in Jeffrey adli oyunundan uyarlanan filmde, gaylerin kendi yaşamlarından ve seksüel yaşamlarından nefret etmek yerine, AIDS'ten nefret etmeye ihtiyaç duydukları mesajı veriliyordu.

    Diger bir tartışmalı film ise Larry Clark'in "Kids" (Excalibur Films, 1995), büyükşehirde yaşayan ve seropozitif bir gencin rahatsız edici bir portresini çiziyor.Filmdeki gence göre Seropozitif olmak ya bir kayıtsızlık, ya da bir onur rozeti gibi algılanmaktadır.

    Son olarak, sinemanın HIV/AIDS üzerine aradığı sinemasal yanıtlar, AIDS'in sinema toplumu üzerinde yarattığı yıkıcı etkiden söz etmeden tamamlanamaz.
    Film endüstrisindeki pek çok insan, kamera önünde veya arkasında, AIDS bağlantılı komplikasyonlar nedeniyle ölmüşlerdir. Amanda Blake, Brad Davis (Midnight Express'in başrol oyuncusu), Dack Rambo (Dallas`ta Jack Ewing'I oynayan oyuncu), Rock Hudson, Anthony Perkins,(Hitchcock'un sapık filminde oynayan aktör) Liberace, Arthur J. Bressan Jr .ve Stuart Marshall(ilk iki uzun metraj AIDS konulu filmi yapan kişidir ) AIDS`in en bilindik kurbanları arasındadır. (pozitifyasam.org)
    (paradiso 02/07/2011 02:57 ~ 02/07/2011 03:02)
  18. bu tarz filmleri sevmesem de a single man i izlemişliğim vardır..
    (don draper 03/07/2011 22:57)
  19. (bkz: eyes wide open) orijinal adı (bkz: einaym pkuhot )
    (girderank 24/08/2011 17:52 ~ 24/08/2011 18:00)
  20. (bkz: anlat istanbul)
    (bkz: be like others)
    bi de şöle bişey vardı;
    (bkz: güneşi gördüm)
    birkaç sefer yazılan hable con ella* ise eşcinsel filmi değildir. komadaki hastasına aşık olan bakıcı, hastasının babası şürhelenmesin diye gay olduğu söyler yalnızca.ayrıca şöyle de bir site mevcut;
    http://www.escinselfilmler.com/
    (scream 24/08/2011 18:13 ~ 24/08/2011 18:37)
  21. beyaz perdenin en güzel kadınlarını derlediğimiz bir ansiklopedi projemiz vardı bundan birkaç yıl evvel. ülkenin en köklü yayınevinin editörü ile aylar süren mücadelemiz, genel müdürün tanınmış bir aktörün 15 yıl geriye kadar sürecek bir yerli sinema tarihi projesine destek sunmasından ötürü boşa gitti. bir başka yayınevinin patroniçesi ise "çirkin kadınların ilgi göreceği tezi ile" ucuza mal etseler de projenin okunmayacağını iddia etti ve defteri kapattık. derken bir gün raflarda eşcinsel sineması tarihi kitabını gördüm. çeviri bir kitaptır, olabilir, fakat yukarıda örneğini verdiğim proje bile hayata geçmezken bu derleme elzem midir? hollywood'un son 20 yılda romantik komedi filmleri ve sitcomlar aracılığıyla seyirciye empoze etmeye çalıştığı "eşcinsellik" mefumu bir alt tür haline getirilebilir mi? oray eğin'in edi ile büdü'nün aynı yatakta yatmasının eşcinselliğe yorulmasının erkek çocuklar için faydalı olacağından james franco'ya ağzının suyunun akmasına kadar rezilliğe batmış yazılarının boyalı basınımızın sadece bir bölümü olduğunu düşünürsek ve de yine çeviri bir kitaptan alıntıyla "maskeli katillere duyduğumuz ilginin bizi gizli eşcinsel yaptığı" gibi yorumları raflara sunarsak, bluğ çağındaki çocukların hali nice olur? direkt ilk elden yaşadım, domine edilmekten hoşlanan karakterlerini eşcinselliğe eğilimden kurtardığım pek çok hemcinsim oldu. bu işin tümüyle doğuştan olduğunu düşünmüyorum, ziyadesiyle "aman ne cici" yorumlarına ve auschwitz sonrası aleyhlerine laf ettirmeyen yahudi lobisi misali her karşı söylemi gizli eşcinselliğe yoran andavalların haklı görülmesine katılmıyorum.

    ben eşcinselliğe karşıyım arkadaş. yaşayan dört duvarında ne halt yerse yesin. bunu sinemalaştırmak, sanat kisvesine büründürmek, hele de porno alt kültür olarak yer bulmuşken bunların cinselliğinin ana akım filmlere yedirilmesi (game of thrones'teki oral seks sahnesindeki ses efektlerini hatırlayın) midemi bulandırıyor. zevk için bacak kesen, üzerine irili ufaklı tuvaletini yaptıran sapkınların fantezileri nasıl bizden uzaksa, bunlarınki de öyle olsun.

    bu arada kusmalı filmlere de karşıyım. hangi filmi açsam kusuyorlar arkadaş, fobim var, date night, colombiana derken, içinde kusma sahnesi olmayan tek filmin citizen kane olduğunu düşünmeye başladım. o yüzden en iyi filmdir diyorum herhalde. yurttaş kane. arkadaş kane. dost kane. dost hayatı yaşayalım mı kane? bilinçaltımı da kirlettiniz, allah blablanızı versin.
    (amadeus 10/10/2011 21:11 ~ 10/10/2011 21:15)
  22. homofobik olabilirim evet. ama bu filmlerin rezalet oldugu gercegini degistirmez. o filmlerden birini * buraya eklemis olmam da bile hata goruyorum.. sinema bi gucse eger toplumlari gelistiren' donusturen kitleleri harekete gecirebilen bi gucse eger ki bence oyle bu tarz filmlerin hicbirinin gay travesti ne varsa onlari allahim ben neyim neden buyum yasadigim bu mu ? ya da bi pedofili hastasinin ben ne igrenc bi seyim demedigine eminim. ayni mysterous skin filmini izleyen bi pedofili hastasinin filmden sonra intihar etmek ( farkindayim biraz abartili oldu ama iste sozkonusu olan bi cocuksa) yerine agzinin sulari aka aka kendine bi cocuk aradigina eminim oldugum gibi.. biz bu filmde vahseti gozunuze gozunuze soktuk ki rahatsiz olun. hadi ordan!! alisiyoruz' normallesiyor iste gozumuzde. bi insani kiyim kiyim dogramak imkansiz olmaktan cikiyor aaa olabilirmis diyoruz.. cinsiyetinden haberdar bireyler olarak bile hayat bu kadar karmasikken cinsiyeti konusunda sikinti ceken bu insanlarin nasi saglikli bi zihinleri olabilir nasi saglikli dusunceler cikabilir.. ofke dolular kimbilir belki de haklilar ama bu bize onlarin dunyalarini rengarenkmiscesine ya da rezalet bu dedirtmeye calisilan filmlerle ogretilemez bence.. hem zaten ben bi gayi anlamisim bi travestiyle hemfikir olmusum kime ne?? bunu bi film saglicaksa komik olmayalim.. dileyen onyargi desin. dileyen bagnazlik.. istemiyorum pedofili konulu bi filmde oynayan cocuk oyuncular yapimcilar yonetmenler ve onlarin ailelerini istemiyorumm!! cok gercekci bi film oldu deyip bi travestinin belki kendi psikolojisinin bile kaldiramadigi ya da fazlaca bi rahatlikla ayilip bayildigi siradisi seks hayatini izlemek istemiyorum. izletilmesini sinema diye salonlarda sunulmasini istemiyorum..
    (jiji 10/10/2011 22:55)
  23. (bkz: i killed my mother)
    (dolcefarniente 12/10/2011 19:50)
  24. (bkz: #74921)
    (dreamspeaker 13/10/2011 13:16)
  25. üstüne konuşulan tartışmaları anlamadığım filmler.. çeken eşcinsel filmi çeker, reklam kampanyası ana tema olarak bunu üzerine kurulur. sazanlarda bir ordan bir burdan karaya vururlar. öyle değil arkadaş böyle diye.

    (bkz: alan razı satan razı)
    (erendux 13/10/2011 17:43 ~ 13/10/2011 17:57)

<< >>


ff sözlük - 2010 |

arşiv | duyuru | sitemap

sözlük hiçbir kurumla bağlantılı olmayan birkaç kişi tarafından düşünülmüş bağımsız bir platformdur. sözlük içerisindeki yazıların tüm sorumluluğu yazarlarına aiittir. sözlük bu yazıların doğru olduğu hakkında bir teminat vermez. yazılan yazıların telifi bize ait değildir, çalınız çırpınız ama kaynak gösteriniz.

bilgisayarim.org tarafından geliştirilmiştir.